SAĞA ÖYKÜNMEK Mİ, KENDİN OLMAK MI?

Kimliğini başkasının mahallesine göre kurgulayanlar, günün sonunda kendi mahallesini de kaybeder. CHP artık bu kimlik karmaşasına bir son vermeli ve "sağa şirin görünme" kompleksiyle vedalaşmalıdır.

Siyaset arenasındaki temel sorunumuz belli: Kimse karnından konuşmuyor ama kimse de doğru teşhisi koymaya yanaşmıyor. Gelin, eğip bükmeden gerçeği masaya yatıralım. CHP, Deniz Baykal döneminden başlayıp Kemal Kılıçdaroğlu ile zirve yapan bir "sağa öykünme" hastalığının pençesinde yıllarını kaybetti.
Partiyle, tüzükle, CHP’nin tarihsel kökleriyle uzaktan yakından alakası olmayan onlarca sağ kökenli isim; sırf "muhafazakar kesimden oy devşiririz" hülyasıyla vekil yapıldı, belediye başkanlıklarına getirildi. Son örnek Mesut Özarslan meselesi... Aslında üzerinde durmaya bile değmez ama bu isimler, o yanlış kurgulanan siyasi mühendisliğin sadece birer figüranı.
Millet İttifakı denemesi, aslında CHP’yi kendi kulvarından çıkarıp sağa çekerek sıradanlaştırma projesinden başka bir şey değildi. Hatırlayın o meşhur "Ekmek için Ekmeleddin" faciasını. CHP seçmeninin iradesi hiçe sayılmış, Kılıçdaroğlu’nun o meşhur "Tıpış tıpış gidip oy vereceksiniz!" çıkışıyla zoraki bir rota dayatılmıştı.
Sonuç ne oldu? Ne sağdan beklenen o devasa oylar geldi ne de CHP kendi kimliğini koruyabildi. Ortada kalan ise sadece büyük bir hayal kırıklığı ve kaybedilen yıllar oldu.
Bugün CHP’nin önünde hayati bir soru duruyor: Sen ortanın tam olarak neresindesin? Sağa yaslanarak, sağcı isimleri parlatarak sol-sosyal demokrat bir parti olunmaz. Kimliğini başkasının mahallesine göre kurgulayanlar, günün sonunda kendi mahallesini de kaybeder. CHP artık bu kimlik karmaşasına bir son vermeli ve "sağa şirin görünme" kompleksiyle vedalaşmalıdır.
Mesele sadece CHP de değil. Bugün Türkiye’de halkın iradesinin üzerinde, partilerin genel merkezlerine çöreklenmiş bir avuç kişinin tahakkümü var. Seçmen önüne konulanı seçmeye zorlanıyor, liyakat değil sadakat ödüllendiriliyor. Bu durumun adı net bir şekilde siyasi çürümedir.
Ayrım yapmaksızın tüm partilerin genel merkez yapısı, halkın sesini boğan birer bariyere dönüşmüş durumda. Siyasetin bu tıkanıklığı aşması için önce dürüstlük, sonra da ilkeli bir duruş şart.
Sözün özü: Kendi gölgesinden korkan, başkasının ceketiyle ısınmaya çalışan bir siyaset anlayışı iflas etmiştir. Şimdi asıl mesele; kimliğine sahip çıkmak mı, yoksa bu siyasi mühendislik projeleri içinde eriyip gitmek mi?
Yeni bir Türkiye ancak yıllardır ülkeyi yöneten sağ siyasetten arındırılıp yüzü sola dönük, fikri, zikri bir siyasal yolcukla mümkün olacak.
Yolculuğun yönü ise elbette sola doğru!