Futbol, bir zamanlar sadece mahalle aralarından stadyumlara taşınan kolektif bir heyecan, sınıfsal farklılıkları tribünde eriten saf bir oyundu. Ancak gelinen noktada bu kadim oyunun ruhu, devasa bir endüstrinin çarkları arasında her geçen gün biraz daha eziliyor.

Futbol, bir zamanlar sadece mahalle aralarından stadyumlara taşınan kolektif bir heyecan, sınıfsal farklılıkları tribünde eriten saf bir oyundu. Ancak gelinen noktada bu kadim oyunun ruhu, devasa bir endüstrinin çarkları arasında her geçen gün biraz daha eziliyor. Bugün artık futbolu bir "seyirlik oyun" olarak tanımlamak, olup bitenleri fazlasıyla basite indirgemek olur. Futbol artık sadece bir spor değil, milyarlarca dolarlık bir piyasanın, reklam stratejilerinin ve ne yazık ki toplumsal dikkati yönlendirme mühendisliğinin en güçlü aygıtlarından biridir.
Dünyanın futbol kültüründe devrim yapmış ülkelerine baktığımızda, ticari başarının sahadaki kaliteyle doğru orantılı ilerlediğini görürüz. Orada endüstriyelleşme, oyunun estetiğini ve seyir zevkini besleyen bir damar işlevi görüyor. Bizde ise durum tam tersi bir seyir izliyor. Futbolun sahadaki kalitesi geriledikçe, saha dışındaki gürültü artıyor. Teknik direktörlerin taktiksel dehasını ya da oyuncuların yaratıcılığını konuşmak yerine; hakemlerin niyetlerini, yöneticilerin tehditkâr açıklamalarını ve bitmek bilmeyen kaos senaryolarını tartışıyoruz. Oyunun kendisi, o meşhur "saha dışı olayların" figüranı haline gelmiş durumda.
Daha da önemlisi, futbolun bir toplum mühendisliği aparatı olarak üstlendiği roldür. Toplumun en derin damarlarına kadar nüfuz etmiş bu tutku, çoğu zaman yakıcı hayat gerçeklerinin üzerini örten devasa bir perdeye dönüştürülüyor. Sokaktaki insanın mutfağındaki yangın, geçim sıkıntısı ya da ülkenin kronikleşmiş sorunları; bir derbi maçının gerginliği veya bir transfer fırtınasının toz dumanı arasında görünmez kılınıyor. Taraftarlık bilinci, vatandaşlık bilincinin önüne geçtiğinde, insanlar kendi hayatlarının gerçeklerini savunmak yerine, milyon dolarlık şirketler haline gelmiş kulüplerin haklarını savunmak için sokaklara dökülüyor ya da sosyal medyada savaş veriyor.
Oysa futbol, ancak hayattan bir kopuş değil, hayata renk katan bir estetik olduğunda değerlidir. Bir kaçış rampası olarak değil, insanların bir araya gelip ortak bir güzelliği paylaştığı bir platform olduğunda anlam kazanır. Eğer bir oyun, sadece gerçeklerin üzerini örtmeye yarıyor ve insanları kendi yaşam mücadelesinden uzaklaştırıp suni düşmanlıklarla meşgul ediyorsa, orada bir spor kültüründen değil, toplumsal bir uyuşmadan bahsetmek gerekir. Futbolun yeniden o keyif verici, birleştirici ve "oyun" olan özüne dönmesi, sadece spor camiasının değil, tüm toplumun daha sağlıklı bir gerçeklik algısına kavuşması için elzemdir.
Bir Fenerbahçeli olarak böyle düşünüyorum.